Direk Dibine Plase | Fergie

Direk Dibine Plase | Fergie

Dile kolay 27 yıl, kulüp başında 1500 maç, 13 kez lig şampiyonluğu, 19 kez İngiltere kupaları ve 2 Şampiyonlar Ligi… Tarihin gelmiş geçmiş en iyi 2. teknik direktörü kimdir diye sorulursa, asla sonuç alınamayacak bir tartışmanın içerisine girmiş oluruz. Soru zordur, onlarca aday gösterilebilir ve asla doğru cevabı bulamayız. Fakat tarihin en iyi teknik direktörü kimdir diye sorulursa, soru nettir, cevap da nettir.

Sir Matt Busby ve “Busby Babes” dönemlerinde kızışmaya başlayan rekabette, 1958 senesinde yaşanan “Münih Felaketi” sonucunda 8 futbolcusu hayatını kaybeden, pek çoğu sakat kalan ve hocası Matt Busby’den bir süre mahrum kalan Manchester United, 1960’lı yılların ortasında tekrar varlık göstermeye çalışsa da, Matt Busby’nin emekli oluşuyla birlikte rekabet sona ermişti. Özellikle 1970’lerde başlayan ve adını anmamamızın ayıp olacağı Kenny Dalglish’in önderliğinde ligi silip süpüren Liverpool, 1970 yılında 7-7 eşitlikte olan şampiyonluk sayılarında 18-7 öne geçmişti. Adeta tarihten silinen ve Liverpool’un ligdeki dominasyonuyla sonuçlanan bu 20 yıllık dönem, Ferguson döneminde de değişmeyecek ve 6 yıl içerisinde sadece 2 kez 2.lik başarı gösteren Manchester United, 1992 yılında Premier Lig kurulduğunda 7 şampiyonluğa sahipken, Liverpool 18, Arsenal 10, Everton ise 9 İngiltere Lig şampiyonluğuna sahipti.

Kaçınılmaz Yükseliş

Önceleri Aberdeen ve İskoçya milli takımı teknik direktörlüğü yapan Alex Ferguson’ın İngiltere Ligi macerası pek de parlak başlamadı. Fakat 1992 yılında Premier Lig’in kurulmasıyla tüm ibreler tersine dönecekti. 2000-2001 sezonunun bitişine gelindiğinde, Premier Lig’in kurulmasından itibaren geçen 9 sezonda Manchester United tam 7 kez şampiyon olmayı başarmıştı.  Ada futbolunun artık pek de büyük takımı denemeyecek kadar eski şatafatından uzak kalmış olan Manchester United, Ferguson’un gelişinden itibaren planlı ve ivmeli bir yükselişin içinde bulmuştu kendini. Gelir gelmez ilk işi muhteşem bir altyapı ağı yaratmak ve dünyanın dört bir yanına scout göndermek olan Ferguson, kısa süre içinde Manchester ve çevresindeki pek çok genç ve yetenekli ismi kadrosuna katmıştı. Bunlardan bazıları, ligin ve İngiliz futbolunun efsaneleri olacaklardı.

The Class of ’92

92 Sınıfı veya bir diğer deyişle “Fergie’nin Yavruları” sadece Manchester United tarihine değil, tüm futbol tarihine altın harflerle kazınacaklardı. 1991-1992 sezonunda FA Gençler Kupası’nı kazanan ekibin önemli parçaları olan David Beckham, Nicky Butt, Gary Neville, Phil Neville ve Paul Scholes gibi isimler, kaptanları Ryan Giggs ile birlikte parlamaya ve isimlerinden söz ettirmeye başlamışlardı. Pek çoğuna henüz 92-93 sezonunda pek şans verilmezken Ryan Giggs kalıcı olarak A takıma geçiş yaptı. 94 senesiyle birlikte diğer 92 Sınıfı üyelerinin de as kadroya yükseltilmesiyle birlikte belki de modern futbol tarihinde eşi benzeri görülmeyecek bir altyapı harekâtıyla birlikte çok farklı bir takıma dönüşmüştü. Hem gençleri takıma monte etmekle uğraşan Fergie, hem de Eric Cantona, Steve Bruce ve Gary Pallister gibi isimleri takımda tutuyor, zaman içerisinde de bu isimlerin boşluklarını Roy Keane, Peter Schmeichel, Andy Cole, Ole Gunnar Solskjaer ve elbette Teddy Sheringham gibi isimlerle doldurarak kadroyu gittikçe güçlendiriyordu. 97/98 sezonunun sonuna gelindiğinde son 6 yılda 4 kez şampiyon olan Manchester United için tarih yazma sezonu gelip çatmıştı.

The Treble

1998/1999 sezonu transfer döneminde, zaten ligin en iyi hücum rotasyonlarından birine sahip olan United, Sheringham, Cole, Solskjaer üçlüsünün yanına bir de Dwight Yorke’u eklemiş, PSV’den de kasap Jaap Stam’ı getirerek kadrosunu güçlendirmişti. Bir önceki sene 2 büyük kupayı kaybettiği rakibi Arsenal ve gümbür gümbür gelen Chelsea ile büyük bir şampiyonluk mücadelesi içine giren Manchester ekibi, 34. haftaya kadar lider götürdüğü sezonda 35. hafta Leeds ile berabere kalarak 2.liğe düşmüş ve avantajı kaybetmişti. Fakat kaderin cilvesi, 37. hafta aynı Leeds, bu sefer Arsenal’i 1-0 yenerek ligin kaderiyle tekrar oynayacaktı. 38 hafta sonunda ligin 3.sü Chelsea’yi 4, takipçisi Arsenal’i ise sadece 1 puanla geçen Manchester United, son 7 senedeki 5. şampiyonluğunu ilan edecekti. Bu sezonu diğer sezonlardan ayıran ise, ligin dışında yaşananlardı. 16 Mayıs günü ligi tamamlayan Manchester için sırada 2 hedef vardı; FA Cup ve Şampiyonlar Ligi. Her ikisinde de final oynayacak olan ekibin yolculuğu, ligdekinden daha mucizeviydi.

FA kupasında Liverpool ve Chelsea gibi takımları eleyen United’ın yarı finaldeki rakibi Arsenal’di. Her iki takım için de kötü sonuçlandığını söyleyebileceğimiz ilk maçta beraberlik çıkınca, her iki takımın da sıkışık fikstürlerine bir maç daha eklenmişti ve bu sefer maç Londra’daydı. 1-1 biten ve yine iki takımı da fiziksel olarak çok büyük sıkıntılara sokan maç uzatmalara gittiğinde, Arsenal’in bir golü ofsayt sebebiyle iptal olmuş, 74. dakikada Roy Keane kırmızı kart görmüş ve 90+2’de Schmeichel, Denis Bergkamp’ın penaltısını çıkararak takımını hayatta tutmuş olacaktı. Uzatmaların henüz başlarında, 109. dakikasında ise sahne Ryan Giggs’in kariyer golü için hazırdı. Kendi yarı sahasının ortalarında bir pas arası yapan Ryan Giggs, sol kanattan aldığı topu 60 metreye yakın sürerek rakip ceza sahasına girecek ve pozisyonu golle sonuçlandırarak Manchester United’ı Wembley Stadyumuna, FA Cup finaline taşıyacaktı. 22 Mayıs günü Ruud Gullit’in başında olduğu, Duncan Ferguson’lı, kaptan Alan Shearer’lı Newcastle United ile oynanan finalde 9. dakikada Roy Keane’in sakatlanmasıyla oyuna giren Teddy Sheringham, 11. dakikada Paul Scholes’la yaptığı verkaç sonrası durumu 1-0’a getirecek, 53. dakikada ise Sheringham’ın bıraktığı topa ceza sahası dışından vuran Scholes maçın ikinci ve son golünü atarak FA Kupasını 2-0’lık galibiyetle takımına kazandıracaktı.

Açık konuşmak gerekirse Manchester United çekebileceği en zor kurayı çekmişti. Barcelona, Bayern Münih ve Bröndby’lü grupta 3 büyük kulübün de 6’şar puanına kesin gözüyle bakılırken bu düğümü çözenin ise kendi aralarında oynadıkları maçlar olacağına şüphe yoktu. İşler de aşağı yukarı öyle oldu. Bröndby ilk Şampiyonlar Ligi haftasında sürpriz bir şekilde Bayern Münih’i 87 ve 90. dakikalarda gelen gollerle 2-1 yense de geri kalan maçlarda bekleneceği üzere 5’te 0 çekerek turnuvaya veda etti. Önceki sezon ligi domine ederek gelen Barcelona ve kupada final oynayacak olan Bayern’li gruptan en kolay çıkan takımın Manchester United olması beklenmiyordu. Fakat grupları 2. bitirmesine karşın grupta 6 maçta sadece 2 kez Bröndby galibiyeti alan Manchester, geri kalan 4 maçta da son dakikalarda yıkılarak sahadan beraberlikle ayrıldı. 10 puanla grubu 2. tamamlayan United, çeyrek finalde Inter’i rahat geçse de 1-1 biten yarı final ilk maçının rövanşında, Juventus deplasmanında işler yolunda gitmiyordu. İlk maçta 90. dakikada Ryan Giggs’ten gelen golle tekrar hayaller kurmaya başlayan United’ın hayallerini Filippo Inzagh sadece 11 dakikada attığı 2 golle yıkmayı başarıyordu. 24. dakikada Beckham’ın kornerinde kafa vuran Roy Keane durumu 2-1’e getiriyor, sonrasında Yorke ve Cole ikilisinin birbirlerine asistleriyle buldukları 2 golle birlikte United 2-0 geriye düştüğü maçı 3-2 kazanarak adını finale yazdırıyordu. Finalde ise rakip tanıdıktı, gruplardaki maçlarda 2 kez berabere kalınan Bayern Münih. D grubunun iki ekibi finalde 3. randevu için karşılaşacaklardı. Juventus maçında kart görmemesi için riske edilmese de sonradan oyuna giren Scholes yine de kart görerek final için cezalı duruma düşmüştü. Diğer cephedeki Münih ise, çeyrek finalde Real Madrid’i elemeyi başaran Dinamo Kiev ile karşılaşacak, Andriy Shevchenko’nun insanüstü çabalarına rağmen 180 dakikanın kazananı Alman ekibi olacaktı. Kiev’in başarısı, Barcelona ve Real Madrid’in erken vedalarıyla tatlanan bu harika Şampiyonlar Ligi sezonunun finalinde, Manchester United ve Oliver Kahn, Lothar Matthäus gibi efsane isimlerin formasını giydiği Bayern Münih karşı karşıya gelecekti. 6. dakikada Mario Basler ceza sahasının hemen dışından bir serbest vuruşla Münih’i öne geçirdiğinde, United için her şey yine kötü başlamıştı. Münih sürekli ceza sahası dışından şutlar deniyor, Schmeichel ise çıldırdıkça çıldırıyordu. İleri hattaki Cole – Yorke ikilisi de yoklara oynuyor, takım adeta Münih’e teslim olmuş bir şekilde maçın bitmesini bekliyordu. İşin şanslı yanı, Münih de gol haricinde fazlasıyla kötü bir ilk yarı geçiriyor, uzaktan hiçbir şutta isabet yakalayamıyordu. İkinci yarının başlangıcıyla birlikte her iki takım da daha iyi bir futbol oynamaya başlıyor, maçın kaderi de 67. dakikada sol kanat Jasper Blomqvist’in, yerini Teddy Sheringham’a bırakmasıyla tekrar yazılıyordu. Sheringham değişikliği United’a inanç getirse de Münih yine sazı eline alıyor, ceza sahasında bomboş kalan bir topta Bayern’in topu direkten döndüğünde Schmeichel’ın takım arkadaşlarını azarlamaları ise 90.000 kişilik stadyumu bastıracak kadar güçlü çıkıyordu. Sezonun en büyük kahramanlarından olan Cole, kariyerinin en kötü maçlarından birisini çıkarınca, Ferguson’un sabırları 81. dakikada tükenecek ve Cole yerini, dünya tarihinin en büyük “nöbetçi golcüsü” Ole Gunnar Solskjaer’e bırakacaktı. Daha topla ilk buluşmasında vurduğu kafayla Kahn’ı zor durumda bırakan Ole, United’ın tekrardan umutlarını yeşertiyordu. Maçın sonlarında ilk golü de atan Mario Basler’in penaltı çizgisinde vurduğu röveşata da üst direkte patladığında, Münih tüm kurşunlarını kullanmıştı ve ibre artık Manchester United lehine dönmeye başlamıştı. Yorke bomboş pozisyonda topu ayağının altından kaçırıyor, Solskjaer ve Sheringham’ın şutları birer birer Kahn tarafından bertaraf ediliyordu. 90+1’de sol taraftan korner kazandı United. Beckham kullanacakken yeşil formalı Peter Schmeichel kendi kalesinden depara kalkmış, son bir şans için rakip ceza sahasına gelmişti. Beckham’ın ortasında Schmeichel kafayı vuramamış ve defansın uzaklaştırmaya çalıştığı top ceza sahası yayının hemen üstünde bekleyen Giggs’in ayağına gelmişti. Topa gelişine vuran Giggs’in şutunda topa dokunan Teddy Sheringham topu filelerle buluşturuyordu. Mucize bir kez daha Kırmızı Şeytanların tarafındaydı. Fakat ne maç bitmişti, ne de Solskjaer ve Sheringham’ın kazanma hırsı. 90+3 olduğunda, United yine aynı yerden bir korner kazandı, topun başında yine Beckham vardı. 2013 yılında çekilen bir belgeselde Beckham bu korner için “Topu korner direğinin dibine koyduğumda, dünya üzerinde sadece ben, biraz sonra Şampiyonlar Ligi şampiyonu olacağımızı biliyordum.” diyecekti.

Nitekim dediği gibi oldu. Ön tarafa açtığı ortada Sheringham kafayı vuracak, sağ taraftan dışarı giden topa son anda ayak koyan Solskjaer, Manchester United’ı Şampiyonlar Ligi şampiyonu yapacaktı. Sadece 2 dakika içerisinde sadece sahadaki futbolcuların veya Manchester United’ın değil, tüm İngiliz futbolunun kaderi değişecek, tek sezonda 3 büyük kupayı kazanan Manchester United adeta tarihe geçecek, “Fergie Time” adı verilen kalıp doğacak ve bu maç kupa tarihinin en ikonik finallerinden birisi olarak tarihe geçecekti. Bir ucundan Schmeichel’ın, diğer ucundan Sir Alex Ferguson’ın kavradığı kupa havaya kalkarken, Manchester United tam 22 yıl sonra Şampiyonlar Ligi şampiyonu olacak, kulüp tarihinin ve bir İngiliz takımının yakaladığı en büyük başarıyı yakalamış, “The Treble” yapmış olacaktı.

Arsène Wenger’in Bahtsızlığı

Wenger son dönemlerindeki başarısızlıkları sebebiyle eleştirilere maruz kalsa da, Kenny Dalglish ile birlikte Ferguson’a karşı en çok lig şampiyonluğu kazanan 2 teknik direktörden birisiydi. 97/98 sezonunda hem lig hem kupayı kazanan Wenger, geldiği 96/97 sezonu hariç tutulduğunda ilerleyen 8 sezonun hepsinde ya şampiyon ya da lig ikincisi olmayı başarmıştı. Özellikle 03/04 sezonunda namağlup bir şekilde şampiyon olan Arsenal için şanssızlık, Manchester United’ın inanılmaz bütçeli kadrosuna karşı Wenger’in keşifleriyle ayakta kalmaya çalışmasıydı. Bu 8 sezonda 3 kez şampiyon olan Wenger için işler, Jose Mourinho’lu Chelsea’nin gelişiyle sekteye uğrayacaktı. Öyle ki eşi benzeri görülmemiş bir şekilde namağlup şampiyon olan Arsenal, bir sonraki sene Chelsea’nin ardından ikinci olacak, Wenger’in kariyerinin sonuna kadar geçen sonraki 14 sezonda ise sadece bir kez, Leicester’ın ardından ikinci olarak tamamladığı senede ligde varlık göstermiş olacaktı.

Son Bir Şarkı

Ferguson kariyerinin son demlerine yaklaşırken, namağlup gelen Arsenal şampiyonluğu ve ardından gelen Jose Mourinho’lu Chelsea şampiyonluğu dolayısıyla son 2 yıldır şampiyon olamayan Manchester United, 05/06 sezonu transfer döneminde Vidic, Ji-sung Park, van der Sar ve Evra’yı katmışsa da bu Chelsea şampiyonluğunu engelleyememişti. Sonraki sezona tek büyük transferle, Michael Carrick’in 27 milyona Spurs’ten transfer edilmesiyle giren United için en büyük etken, 4 2003’te Sporting’den çok yüksek meblağlarla transfer edilen Ronaldo’nun muhteşem performansı olacaktı. Ligin sonunda Ronaldo’nun 32 gol katkısıyla birlikte United, Chelsea ve Arsenal’i geçerek tekrar şampiyon olmuştu. Şampiyonlar Liginde büyük hüsrana uğrayan United yarı final ilk maçında kendi evinde 3-2 galip geldiği maçın rövanşında Milan’a 3-0 kaybederek final biletini kaçırıyordu. Sonraki sezona Nani ve Hargreaves transferleriyle giren United’da yine tüm sezonu değiştiren adam, sezon boyunca çıktığı 49 maçta 42 gol atıp 8 asist yapan Cristiano Ronaldo olacaktı. Şampiyonlar Ligi F grubunda Sporting, Roma ve Dinamo Kiev’le eşleşen United ekibi 5 galibiyet ve 1 beraberlik alarak gruptan namağlup bir şekilde çıkacaktı. Son 16 maçında deplasmanda 1-1 berabere kaldığı Lyon’u içerde Ronaldo’nun tek golüyle 1-0 geçen takım çeyrek finalde, grupta puan kaybettiği tek takım olan Roma’yla eşleşti. Roma bir önceki tur güçlü Real Madrid’i 4-2’yle geçse de Manchester United’a karşı şansı gülmedi ve toplamda 3-0’la turnuvaya veda etti. United için ise bölüm sonu canavarı erken gelmişti. Kadrosunda Henry, Ronaldinho, Messi, Deco, Iniesta, Xavi, Puyol ve Eto’o gibi isimleriyle birlikte belki de tarihinin en iyi dönemlerinden birini yaşayan Barcelona. Dünya tarihinin en büyük ikili rekabetine dönüşen Ronaldo vs. Messi karşılaşmasının ilk kez yaşanacağı olan bu eşleşmede futbol tanrılarının United’ı seçmediği takdirde Sir ve öğrencilerinin işi çok ama çok zordu. Yine de Camp Nou’daki maça iyi başlayan Manchester United’tı. Henüz 3. dakikada kullanılan kornerde Ronaldo’nun kafa vuruşu Gabriel Milito’nun eline çarpıyor, United için öne geçme fırsatı doğuyordu. O sezon 6 penaltı atışının 5’ini gole çeviren Ronaldo topu dışarı nişanlayarak bu fırsatı tepiyordu. Fazlasıyla sert ve çekişmeli geçen maçta her iki takımın da defansları büyük hatalar yapsa da bir türlü gol sesi çıkmadı ve eşleşmenin kaderi 0-0’lık eşitlikle Old Trafford’a taşındı. Maça yine iyi başlayan taraf United oldu ve 14. dakikada ceza sahasında Paul Scholes’un, önüne düşen topu sert bir şutla sağ üst köşeye göndermesiyle öne geçen United, maçın geri kalanında skoru korumayı başardı ve finale adını yazdırdı. 1999 senesinde gelen Şampiyonlar Ligi zaferinin ardından 01/02 sezonunda Leverkusen’e, 06/07 sezonunda ise Milan’a final bileti kaybeden United, 8 sene sonra tekrar finale yükseldi. Yalnızca 10 gün önce, en yakın rakibi Chelsea’yi sadece 2 puanla geçerek şampiyonluğunu ilan eden Manchester United, tarihin ilk All-English Avrupa Kupaları finali için Chelsea ile Moskova’da buluşacaktı. Mourinho sonrası göreve getirilen Avram Grant yönetimindeki Chelsea de tarihinin en iyi kadrolarından birine sahipti. Petr Cech, kaptan John Terry, Essien, Makélélé, Lampard, Ballack, Drogba, Anelka ve Shevchenko’lu ekibin finale gelmesi de, şampiyonluğu sonuna kadar zorlaması da sürpriz değildi. Finalden sadece 3 hafta önce Londra’da oynanan Premier Lig 36. hafta maçında Chelsea Ballack’ın golleriyle 2-1 kazanacak ve puanlar eşitlenecekti. United hem ikili averaj hem de normal averajda önde olduğu için Chelsea’nin tek şansı, United’ın puan kaybetmesini beklemekti. Son haftaya da aynı eşitlikle girilmesine karşın Ferguson’un öğrencileri Wigan’ı deplasmanda 2-0 yenerek şampiyonluklarını ilan edecekler, Chelsea ise Lig 16.sı Bolton ile kendi evinde 1-1 berabere kalarak tarihinin dördüncü şampiyonluğunu elinin tersiyle itecekti. Sezonu Community Shield oynayarak birbirlerine karşı açan iki ekip, Şampiyonlar Ligi finaliyle, yine birbirlerine karşı oynayarak kapatacaklardı. 9 yıl önce Bayern Münih finalini kaçıran ve yarı finalde takımına galibiyeti getiren Paul Scholes, kariyerinin ilk Şampiyonlar Ligi finali için sahadaydı. Maçın 26. dakikasında Paul Scholes ve Wes Brown’un verkaçlarıyla sağ kanatta boşta kalan Brown’ın ortasında Ronaldo en iyi bildiği şeyi yaptı ve kariyerinin ilk Şampiyonlar Ligi finalinde golle buluştu. United maçın ilk yarısının geri kalanını da domine etse de Tevez pek de gününde sayılmazdı. 3 pozisyonda net gol fırsatı tepen Tevez’e cevap, Lampard’dan geliyordu. Essien’in çok uzaklardan çektiği şut defanstan sekerek bir şekilde Lampard’ın önünde kaldı ve 45. dakikada skor eşitlendi. Drogba’nın ceza sahası dışından çektiği şut direkte patlayınca kazananı 90 dakika belirleyemedi. Uzatmalarda da bir topu direkten dönen Chelsea, 116. dakikada Vidic’e tokat atan Drogba’nın kırmızı kart görmesiyle 10 kişi kalıyor, maç bu sonuçla penaltılara gidiyordu. Önce Tevez – Ballack, sonra Carrick – Belletti ikilisi topu ve kaleciyi ayrı köşelere göndermeyi başardı. Öncesinde Barcelona’ya karşı penaltı kaçıran ve bu maçın da açılış golünü kaydeden Ronaldo, takımının 3. penaltısı için topun başına geldiğinde, kariyerinin geri kalanında defalarca kazanacağı kupanın bir ucunu Chelsea’ye kaptırdı.

Cech’in kurtardığı topun ardından gelen Lampard hata yapmayınca, artık United’ın hata lüksü kalmamıştı. Hargreaves, Ashley Cole ve Nani hata yapmayınca, maçın belki de son penaltısı için John Terry topun başına geçti. Fazlasıyla yağmurlu havada, topa tam vurduğu sırada ayağı kayan Terry atışı kaçırınca, sinirler iyice gerilmeye başlamıştı bile. Kafasını dizlerinin arasına gömen ve bir süre öylece kalan Terry, arkadaşlarının yanına hüngür hüngür ağlayarak dönüyordu. Anderson ve Kalou’nun golleriyle durum 5-5’e geldiğinde, Ronaldo’nun yere kapanmış ağladığı gözlere çarpıyordu. Maçın başından beri maçın yükünün altında ezilen Ronaldo, daha fazlasını kaldıramayacak durumdaydı. Sezonun başından beri ender şansı bulan ve bu maça da 87. dakikada dahil olan 34’lük Giggs temiz bir penaltı vuruşuyla avantajı tekrar eline aldı ve van der Sar’ın Anelka’nın penaltısını kurtarmasıyla Manchester United, tarihinde 3. kez Şampiyonlar Ligi şampiyonu oldu. Kulüp futbolunun en itibarlı kupası Ferdinand ve Giggs’in ellerinde yükselirken, United için de bir devrin sonuna gelinmiş oluyordu. Zira ilerleyen sezonda, 08/09 sezonu Şampiyonlar Ligi finalinde Barcelona’ya 2-0’la boyun eğen Manchester United, bu sezon sonu Ronaldo’yla da vedalaşacaktı. 10/11 sezonunda yine finale çıkan United’ın yüzü yine gülmüyor, kadro kalitesi ve dinamizmininden çok şey kaybeden United, sahadan bu sefer de 3-1’le mağlup ayrılıyordu. 2006 ve 2009 yılları arasında 3 yıl üst üste şampiyon olan, çekişmeli geçen 09/10 sezonunda lider girdiği 33. haftada Chelsea’ye mağlup olarak 1 puan farkla şampiyonluğu kaybeden ekip, 10/11 sezonunu adeta domine edecekti. 15. hafta 7-1’lik Blackburn galibiyetiyle oturduğu liderlik koltuğunu bırakmayan United, Chelsea ve City’e 9’ar puan fark atarak şampiyonluğu göğüslüyordu.

12/13 – Veda

Michael Owen, Berbatov gibi önemli isimleri gönderen United, seneye Robin van Persie, Kagawa ve Zaha transferleriyle fazlasıyla güçlü bir şekilde girdi. Sir’ün veda sezonunda, bir sene önce Agüero’nun son dakika golüyle şampiyonluğu Manchester City’e kaybeden United cephesinde, hedef her zaman olduğu gibi elbette şampiyonluktu. Lige mağlubiyet ile başlayan United, 13. hafta sırtlandığı şampiyonluk ipini bırakmadı ve en yakın rakibi Manchester City’e 11 puan fark atarak şampiyon oldu. Önceki sezon Arsenal formasıyla ligde attığı 30 golle gol kralı olmayı başaran Robin van Persie, bu sezon 26 gol atarak beklentileri boşa çıkarmadı ve Sir Alex Ferguson’un veda sezonunun en büyük kahramanı oldu. Fakat ligdeki performansını diğer kulvarlara yansıtamayan United, Şampiyonlar Ligi son 16 turunda Real Madrid’e toplamda 3-2 mağlup olarak kupaya veda ederken, ne FA Cup’ta ne de EFL Cup’ta varlık gösteremedi.

İşte Manchester United ile tam 1500 maça çıkan, 895 galibiyet, 338 beraberlik ve 267 mağlubiyet alan, %59,7’lik galibiyet oranı yakalayan ve kulüp başında kaldığı süre boyunca dünya üzerinde kırılmadık rekor bırakmayan, başta söylediğim üzere tarihin tartışmasız en iyi teknik direktörü, başarıları dolayısıyla 1999 yılında kraliçe tarafından “Şövalye” ilan edilen, 13 Premier Lig şampiyonluğu, 5 FA Kupası, 4 Lig Kupası, 10 Community Shield ve 2 kez Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğu ile tamamlanan; Sir Alex Ferguson’ın 26 yıllık Manchester United serüveninin kısa bir özeti.

İzlemenizi önerdiğim bir belgesel bırakıyorum aşağı, 92 Sınıfı ve 1998/99 sezonu hakkında çok daha fazla bilgi edinebilirsiniz.

Okuduğunuz için teşekkür ederim.

Muhammed Tevhit Özarslan